Bir Şiirin Pasaportu: Nazım Hikmet ABD'de Neden Yeniden Okunuyor?
Photo: HA! Designs - Artbyheather, CC BY 2.0, via Wikimedia Commons
Bir şiir, doğduğu dili terk ettiğinde ne kaybeder, ne kazanır? Nazım Hikmet'in Amerikan edebiyat sahnesindeki sessiz ama istikrarlı yükselişi, bu sorunun en ilginç cevaplarından birini sunuyor. Bursa Cezaevi'nde kağıt mendillere, buharlaştırılmış duvarlara yazılmış mısralar, bugün Brooklyn'deki şiir atölyelerinde ve Iowa'daki yaratıcı yazarlık programlarında okunuyor. Bu, yalnızca bir çeviri hikâyesi değil; bir şiirin pasaport alıp yolculuğa çıkmasının hikâyesidir.
Çevirinin İnce İpliği
Nazım'ın İngilizceye yolculuğu, Türkçe şiir çevirisinin karşılaştığı temel ikilemi gözler önüne seriyor: sadakat mi, soluk mu? Rachid Yazbe'nin ve daha sonra Mutlu Konuk'un (Blasing) İngilizce çevirileri, Nazım'ın serbest ölçüsünü korumaya çalışırken Türkçenin sesli harf zenginliğinin büyük kısmından feragat etmek zorunda kaldı. Yine de ortaya çıkan metinler, Amerikan okurunun elinde tuhaf bir güç kazandı: sadeleşen dil, imgelerin evrenselliğini öne çıkardı.
"Yaşamaya Dair"nin meşhur mısraları — "en sevgili sözlerin / sonradan duyduğum gibiydi, hayatta en önce ölümü öğrenmek / ve ölüme rağmen yaşamak, yaşamak" — İngilizcede aynı felsefi ağırlığını koruyor. Bu, tesadüf değil; Nazım'ın şiiri zaten soyut imgelerle değil, somut eylemlerle konuşur: tabak, ekmek, tren, deniz. Çevirmenin işine yarayacak cinsten bir somutluk.
Üniversite Koridorlarında Yeni Bir Kanon
Son on beş yılda Amerikan üniversitelerinin karşılaştırmalı edebiyat ve dünya şiiri müfredatlarında dikkat çekici bir değişim yaşandı. Columbia, Wisconsin ve Kaliforniya'daki çeşitli kampüslerde Nazım Hikmet, artık yalnızca "Osmanlı sonrası Türk edebiyatı" dersinin bir adı değil; Pablo Neruda, Czesław Miłosz ve Mahmoud Darwish ile aynı masada oturan, siyasi şiirin yirminci yüzyıldaki büyük isimlerinden biri olarak okunuyor.
Bu yerleşmenin nedenleri üç katmanlı:
- Hapishane edebiyatının evrensel geleneği: Amerikan akademisinin Gramsci'nin hapishane defterlerine duyduğu ilgi, Nazım'ın cezaevi şiirlerine doğal bir kapı açtı.
- Modernizmin merkezi dışı sesleri: Dünya edebiyatı dersleri artık Paris ve Londra'dan başka coğrafyalara bakıyor; Nazım, Türkçeyi modernist şiirin haritasına işliyor.
- Siyasi şiire yenilenen ilgi: Özellikle 2010'lardan itibaren genç kuşak, şiirin kamusal bir eylem olabileceğine dair arayış içinde; Nazım bu arayışın en güçlü tarihsel örneklerinden biri.
Genç Şairlerin Defterlerinde
Nazım'ın etkisi akademik makalelerin ötesine geçti. Amerikalı genç şairler, onun uzun soluklu anlatı şiirini — "Human Landscapes from My Country"nin (Memleketimden İnsan Manzaraları) İngilizce baskısı — epik şiirin alternatif bir modeli olarak keşfetti. Anadolu'dan Çanakkale'ye uzanan bu panoramik anlatı, Amerikan uzun şiir geleneğinin (Whitman'dan Williams'a) yanına yerleşen yepyeni bir coğrafya sunuyor.
Portland ve Chicago'da yayınlanan edebiyat dergilerinde Nazım'a gönderme yapan şiirlerin artışı da anlamlı bir işaret. Şairler onu doğrudan taklit etmiyor; daha ziyade onun yöntemini öğreniyor: siyaseti sloganlaştırmadan, lirik yoğunluğu popülistleşmeden koruyabilme yöntemini.
Köprünün Ayakları
Çeviri, tek yönlü bir köprü değildir. Nazım'ın Amerikada'ki varlığı, Türkçe şiirin dünyaya açılan penceresini genişletirken, Amerikan okurunun Türkiye'ye bakışını da çeşitlendiriyor. İstanbul'un turistik imgelerinin ötesinde, bu şiirler Türkiye'nin modernleşme sancılarını, sürgün deneyimini ve inatçı bir umudu taşıyor.
Evrensel kültürün en güçlü kanıtı belki de budur: Bursa'da bir hapishane hücresinde doğan bir mısra, yetmiş yıl sonra Iowa City'de bir şiir atölyesinde bir genç şairin cümlesine karışabiliyorsa, dilin sınırları gerçekten de kâğıttan köprülerle aşılabiliyor demektir. Nazım Hikmet'in pasaportu, hiçbir gümrükte durdurulamayan bir vizeyle, şiirin kendisidir.